Soru:
21 Ağustos 2010 tarihinde gebeliğinin 33. Haftasında olan eşim Yelda Özgezerim akşam saat 21:00’da göbek çevresinde ağrısı olduğunu söyledi. Zaman kaybetmeden gebeliğini takip eden Özel Dünya doğum hastanesine gittik. Ultrasonla yapılan muayenede bir sorun olmadığını söyleyen doktor , NST (Nonstres test:Anne karnındaki bebeğin kalp atışlarını dinlemeye yarayan bir test) testinide yapmaya karar verdi. Gebeliğin bu haftalarında rutin olarak yapılan bu testi yaparken bebeğin kalp atışlarında bir sorun olduğunu anlayan doktor testi bir iki defa daha uyguladıktan sonra doğumun gerçekleşmesi gerektiğini ancak doğumdan sonra bebeğin yoğun bakım şartlarında kalması gerektiğini ve yoğun bakım ünitelerinin olmadığını belirtti ve ivedi bir şekilde ……… Üniversitesi Araştırma Hastanesine gitmemizi söyledi. Hemen ……… üniversitesi Kadın doğum kliniğine gittik. Yrd.Doç. ………………. durumu değerlendirdikten sonra bebeği sezeryanla almaya karar verdi ve gece 01:45’te bebeğimiz dünyaya geldi. Gelir gelmezde Üniversitenin yoğun bakım ünitesine alındı. O saatten sonra bebeğimiz ve bizim için zor ve bir o kadar da şanssız günler başlamış oldu.
Doğumundan sonra …………… Üniversitesi Yenidoğan Yoğun bakım ünitesinde 20 gün kaldık. Bu süre, Akciğer gelişimi tam olarak tamamlanmadığı için solunum yapmada zorluk çeken bebeğimizi doğumdan kısa bir süre sonra solunum destek cihazına (Mekanik Ventilator) bağlanmasyla başladı.
Bebeğimizin erken doğum sebebi olan olan Düzensiz kalp atışı(Fetal Bradikardi) yoğun bakım ünitesinde de devam ediyordu. .............. Üniversitesinde Çocuk Kardiyoloğu olmadığı için Devlet hastanesinde görevli Uzm.Dr …………….’e Durumu anlatarak Üniversiteye gelip gerekli muayeneyi yapmasını rica ettim. Aynı gün Üniversiteye gelip hem bizim bebeğimizi hemde başka bir hastayı muayene eden Dr…………… hanım bebeğimizin EKO’sunda (EKOKARDİYOGRAFİ) bir sorun olmadığını yani kardiyovasküler bir sorun olmadığını hem bana hemde yoğun bakımda görevli asistanlara açık bi şekilde söyledi.
Yapılan bir çok çalışmada, Erken doğan bebeklerde en çok rastlanan ve korkulan komplikasyonların, solunum sorunu(rds) ve enfeksiyon riski (sepsis) olduğu kanısına varılmıştır. Bu sorunlar için alınması gereken önlemler ve kesinlikle uygulanması gereken prosedürler yine bir çok bilimsel makalede ve yayında yer almaktadır. Solunum sorunu için medikal çözümler, Enfeksiyon riski içinde özellikle Ortamın fiziki şartları ve medikal tedavi bu önlemlerin ilk sırasında yer alır.
Oğlum Yusuf Göksel Özgezerim’in de yukarda belirttiğim gibi solunum sorunu doğumdan kısa bi süre sonra başladı. Sürfaktan denen bir ilacı solunumu düzeltmek ve rahatlatmak amacıyla bir haftalık süreçte birkaç kere verdiler. Yapılan bu uygulama sonrasında Yusuf kısmen solunum yapmaya başladı. Birinci hafta sonunda Genel durumunun iyiye gittiğini söyleyen doktorlar, Erken doğanlar süprizlerle doludur bir anda herşey tersine dönebilir diyerek çok fazla ümitlenmememizi söyleyip durdular.
Bu arada Hastanenin Yoğun bakım Ünitesiyle ilgili endişelerim giderek artmaya başlamıştı. Bir çok bebeğin bulunduğu odalara temizlikçilerin galoşsuz girip çöpleri yerden sürükleyerek almaları, hasta yakınları hatta hasta yakınlarının yakınları çok rahat bir şekilde hiçbir önlem almadan (galoşsuz ve steril önlüksüz) rahatlıkla yoğun bakıma girip çıkmaları vs. Bunu yetkililere her fırsatta söylememe rağmen hiçbir uyarı ve önlem alınmaması endişemi daha da arttırmıştı.
İlerleyen günlerde Yusufun Kan tahlillerinde bazı değerlerin hala anormel olduğu Metabolik bir rahatsızlığının olabileceğide doktorlar tarafından söylenince oğlumu İleri bir üniteye Hacettepe Üniversitesine Nakil etmek istediğimi bölüm sorumlusuna bizzat ilettim. Dr. ………….. ordada yapılacak olan işlemlerin burdakiyle aynı olduğu ve nakilin riskli olabileceği cevabını verdi.
Zaman İlerledikçe bazı şeylerin ters gittiğini daha yoğun hissetmeye başladım o ortamda Yusuf’un enfeksiyon kapma olasılığı aklımdan çıkmıyordu. Malesef hislerim beni yanıltmadı bir sonraki kan tahlilinde enfeksiyon belirtisi olan CRP değerinin yükseldiğini söylediler. Sepsisten korktuklarını dile getiren doktorlar antibiyotik başladıklarını ve Crp değerinin çok yüksek olmadığını enfeksiyonun kontrol altına alınabileceğini de söylediler. Ama durum söyledikleri gibi olmadı. CRP Değeri yükseldi verdikleri antibiyotiği değiştirip daha güçlü bir antibiyotik kombinasyonu uyguladılar bu arada Yusufun önce yüzünde daha sonrada bütün vücudunda ödem(şişlik) oluşmaya başladı bunu Eşim Yelda fark etmişti. (eşim sağdığı sütü vermek ve bebeğini görebilmek için doktorlardan izin alarak yoğun bakım şartlarına uygun bir biçimde giyinerek ve galoş takarak bebeğin bulunduğu odaya giriyordu) Bu durumu Bölüm Başkanı Dr. ……. ’e ilettim o da bize öyle geldiğini ödemin olmadığını söyledi.
1. Bir ilaç Firmasında Tıbbi mümessil olarak çalışmamdan ötürü antibiyotikleri ve kullanım alanlarını iyi olarak bilmekteyim. Doz ayarlamasının bırakın prematürelerde yetişkinlerde dahi çok önemli olduğunu bilmeyen hekim yoktur. Özellikle yeni doğan ve prematüre bebeklerde böyle bir durumda enfeksiyon belirtisi var ise antibiyotik başlanırken MENENJİT’i düşünüp önlem almak hayati önem taşır. lomber ponksiyon(belden sıvı almak) yapılarak kültür yapılır ve üreyen bakteriye spesifik antibiyotik kullanılır bu en net tedaviyi uygulamayı sağlar. Maalesef oğlum .............. Üniversitesinde yattığı süre içinde menenjit hiç düşünülmedi ve dolayısıyla önlemde alınmadı. Crp değerinin yükselmesi nedeniyle değiştirilen antibiyotik tedavisinde meronem adlı ilaç kullanıldı. Bu ilaç menenjit tedavisinde kullanılır fakat menenjit sadece bakteriyel olmayabilir ve öncede belirttiğim gibi kültür yapılmadan böyle güçlü bir antibiyotik kullanılması doğru olmayadabilir. Zaten .............. Üniversitesinin elimde bulunan Epikriz Raporunda da menenjitle ilgili hiçbir söylem bulunmamaktadır. Ve verilen antibiyotiklerin doz ayarlamasının doğru yapılmadığı, daha sonra Nakil olduğumuz Hacettepe Üniversitesinin vermiş olduğu evraklarda açıkça belirtilmektedir.
Eşimin farkettiği şişlik ancak bir hafta kadar sonra tabiri cayizse bebek davul gibi şiştikten sonra doktorlar tarafından fark edildi. Ödem öylesine fazlaydı ki kan almak için damara girdiklerinde kan yerine vücutta biriken sıvı enjektöre doluyordu ve kan alıp laboratuvara gönderemiyorlardı.. O süre içerisinde verilen antibiyotiklerin böbreklerden atıldığını ve böbrek yetmezliğinin bu duruma sebep olabileceğini ben bile düşünüp doktorlara iletmiştim.
Yusuf’un Üre Kreatin Değerleri Referans Aralığının çok ama çok üstünde olması nihayet doktorlara bir önlem alınması gerektiğini düşündürdü. Verilen bazı ilaçlarla bu değerler düşürülmeye çalışıldı nispeten düşürüldü de. Ama Hala Dr. …….. Bey verilen antibiyotiklerden değil de Doğumsal Bir böbrek sorunu olduğunu ve bunun hızlı bir şekilde nüksettiğini söylüyordu. ATN (Akut Tübüler Nekroz)
Bu arada Yusuf’un genel durumu da iyice bozulmaya başlamış hatta yeniden Mekanik ventilatöre bağlanmıştı. Nakil için Hacettepe üniversitesi ile irtibata geçerek durumu izah ettim. Yoğun Bakımlarında yer olmadığını fakat bir küvezin boşalması halinde bize haber vereceklerini söylediler.
Hacettepe üniversitesinden haber geldikten sonra Nakil için görüştüğümü .............. Üniversitesindeki doktor …………….. beye söylediğimde Bebeğin Periton diyalize girmesi gerekebileceğini belirtti. Ben bu işlemin uygulanmasını istemediğimi ve risk alarak çocuğumu Hacettepe Üniversitesine götürmek istediğimi belirttim ve oğlumun sevkini yaptırdım. Acil 112’nin Ambulans helikopter hizmetinden faydalanarak 12.09.2010 tarihinde sabah saat 07:00 da Hacettepe Üniversitesi ……………… Çocuk Hastanesi Bölüm 37 yenidoğan Yoğun Bakım Kliniğine sevk edildik.
………………….. Ünversitesinde 40 gün yoğun bakım ünitesinde tedavi gören oğlum Yusuf’a tedavisinin sonunda geliş sebebinin. İYİ TEDAVİ EDİLMEMİŞ MENENJİT(TEŞHİS EDİLEMEMİŞ MENENJİT ANLAMINI DA ALIR) VE ÇOKLU ANTİBİYOTİK KULLANIMINA BAĞLI AKUT BÖBREK YETMEZLİĞİ olduğu tespit edilmiştir.
Teşhis edilemeyen Menenjit Oğlumda Dönüşü olmayan Bir rahatsızlığa HİDROSEFALİ’ye sebep olmuştur. Bu hastalık Beyin Omurilik sıvısının(BOS) emiliminin yapıldığı kanallarda enfeksiyona bağlı oluşan deformasyonun kanalları tıkamasıyla oluşmuştur. Bu deformasyon tedavi edilemeyeceği için Ameliyat kararı alınmış ve Şant(Emilemeyen Beyin Omurilik Sıvısını Karın Boşluğuna boşaltan bir sistem) denilen bir medikal malzeme Beyin Cerrahi Uzmanları tarafından takılmıştır.
Sonuç olarak Oğlum Hayatını Bu şantla Devam ettirmek zorunda. Şanta bağlı oluşabilecek komplikasyon riski her zaman olacak. Ve İleride Herhangi bir sekel kalmış olabileceği korkusu Beni ve Eşimi müthiş tedirgin etmekte
hocam çok uzun oldu okur musunuz bilmiyorum ama umarım okuyup bize yardımcı olursunuz
Şu an bebeğim 18. ayı bitmek üzere ama hala yürümüyor konuşmuyor. Bizi fizik tedaviye yönlendirdiler ama konuyla hiç bir bilgimiz yok acab ücret falan alınıyor mu ne yapmamız gerekiyor konuyla ilgili bilgi verirseniz sevinirim
Bir de bos akım mr ı diye birşey varmış şantın çalışıp çalışmadığı öğrenilebilkiyormuş hocam , böyle birşey var mı , varsa nereden çektirebiliriz konuyla ilgili yardımlarınızı bekliyorum teşekkürler
Cevap:
Sayın Yelda Özgezerim,
Ben sizin hidrosefali ile ilgili sorularınızı yanıtlayabilirim. Şantın çalışmasını hastanın genel durumu, muayene ve BT ile karar verilebilir. BOS akım MR’ı ameliyat öncesi su kanalındaki akım hakkında bilgi edinmek için yapılan bir yöntemdir. Geçirdiği hastalıklara bağlı sekeller olmuştur. Ancak şanta bağlı bir sekel olmaz. Şant durumun daha iyi olmasını sağlar. Fizyoterepi çok iyi olur. İlgili kurum size neler gerekli olduğunu söyleyebilir. Devlet bu konuda belli bir oranda yardımcı olmaktadır.
Saygılarımla,
Prof. Dr. Yusuf Erşahin